Oku ve Yüksel Ara

12. Yusuf (يوسف)

بِسمِ اللَّهِ الرَّحمـٰنِ الرَّحيمِ
Âyet 1
الر ۚ تِلكَ ءايـٰتُ الكِتـٰبِ المُبينِ
Meal
Elif, Lâm, Râ.[1] Bunlar apaçık Kitab'ın ayetleridir.
Dipnotlar
[1] Bkz: Bakara Suresi 1. ayetinin dipnotu.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 2
إِنّا أَنزَلنـٰهُ قُرءٰنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُم تَعقِلونَ
Meal
Biz, onu akledip anlayasınız diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 3
نَحنُ نَقُصُّ عَلَيكَ أَحسَنَ القَصَصِ بِما أَوحَينا إِلَيكَ هـٰذَا القُرءانَ وَإِن كُنتَ مِن قَبلِهِ لَمِنَ الغـٰفِلينَ
Meal
Sana bu Kur’an’ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Hâlbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 4
إِذ قالَ يوسُفُ لِأَبيهِ يـٰأَبَتِ إِنّى رَأَيتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوكَبًا وَالشَّمسَ وَالقَمَرَ رَأَيتُهُم لى سـٰجِدينَ
Meal
Hani Yûsuf babasına şöyle demişti: “Babacığım, (rüyamda) on bir yıldız, Güneş'i ve Ay’ı gördüm. Gördüm ki onlar bana secde ediyorlardı.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 5
قالَ يـٰبُنَىَّ لا تَقصُص رُءياكَ عَلىٰ إِخوَتِكَ فَيَكيدوا لَكَ كَيدًا ۖ إِنَّ الشَّيطـٰنَ لِلإِنسـٰنِ عَدُوٌّ مُبينٌ
Meal
Babası, şöyle dedi: “Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine sakın anlatma! Yoksa, sana tuzak kurarlar. Çünkü Şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 6
وَكَذٰلِكَ يَجتَبيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِن تَأويلِ الأَحاديثِ وَيُتِمُّ نِعمَتَهُ عَلَيكَ وَعَلىٰ ءالِ يَعقوبَ كَما أَتَمَّها عَلىٰ أَبَوَيكَ مِن قَبلُ إِبرٰهيمَ وَإِسحـٰقَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ عَليمٌ حَكيمٌ
Meal
“İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Ya'kûb soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 7
لَقَد كانَ فى يوسُفَ وَإِخوَتِهِ ءايـٰتٌ لِلسّائِلينَ
Meal
Andolsun, Yûsuf ve kardeşlerinde (hakikati arayıp) soranlar için ibretler vardır.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 8
إِذ قالوا لَيوسُفُ وَأَخوهُ أَحَبُّ إِلىٰ أَبينا مِنّا وَنَحنُ عُصبَةٌ إِنَّ أَبانا لَفى ضَلـٰلٍ مُبينٍ
Meal
Kardeşleri dediler ki: ''Biz kalabalık bir topluluk olduğumuz halde, Yûsuf ve kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Doğrusu babamız açık bir yanılgı içindedir.''
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 9
اقتُلوا يوسُفَ أَوِ اطرَحوهُ أَرضًا يَخلُ لَكُم وَجهُ أَبيكُم وَتَكونوا مِن بَعدِهِ قَومًا صـٰلِحينَ
Meal
“Yûsuf’u öldürün veya onu bir yere atın ki babanız sadece size yönelsin. Ondan sonra (tövbe edip) salih kimseler olursunuz.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 10
قالَ قائِلٌ مِنهُم لا تَقتُلوا يوسُفَ وَأَلقوهُ فى غَيـٰبَتِ الجُبِّ يَلتَقِطهُ بَعضُ السَّيّارَةِ إِن كُنتُم فـٰعِلينَ
Meal
Onlardan bir sözcü, “Yûsuf’u öldürmeyin, onu bir kuyunun dibine bırakın ki geçen kervanlardan biri onu bulup alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 11
قالوا يـٰأَبانا ما لَكَ لا تَأمَ۫نّا عَلىٰ يوسُفَ وَإِنّا لَهُ لَنـٰصِحونَ
Meal
Babalarına şöyle dediler: “Ey babamız! Yûsuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Hâlbuki biz onun iyiliğini isteyen kişileriz.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 12
أَرسِلهُ مَعَنا غَدًا يَرتَع وَيَلعَب وَإِنّا لَهُ لَحـٰفِظونَ
Meal
'Yarın onu bizimle beraber gönder de gezip oynasın. Biz onu mutlaka koruruz.''
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 13
قالَ إِنّى لَيَحزُنُنى أَن تَذهَبوا بِهِ وَأَخافُ أَن يَأكُلَهُ الذِّئبُ وَأَنتُم عَنهُ غـٰفِلونَ
Meal
Babaları: “Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer, diye korkuyorum.” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 14
قالوا لَئِن أَكَلَهُ الذِّئبُ وَنَحنُ عُصبَةٌ إِنّا إِذًا لَخـٰسِرونَ
Meal
Onlar da: “Andolsun biz kuvvetli bir topluluk iken onu kurt yerse (o takdirde) biz gerçekten hüsrana uğrayanlardan oluruz.” dediler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 15
فَلَمّا ذَهَبوا بِهِ وَأَجمَعوا أَن يَجعَلوهُ فى غَيـٰبَتِ الجُبِّ ۚ وَأَوحَينا إِلَيهِ لَتُنَبِّئَنَّهُم بِأَمرِهِم هـٰذا وَهُم لا يَشعُرونَ
Meal
Yûsuf'u götürüp bir kuyunun derinliklerine bırakmayı kararlaştırdıklarında, biz ona, “Şüphesiz sen, farkında olmadıkları bir sırada, bu yaptıklarını onlara haber vereceksin” diye vahyettik.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 16
وَجاءو أَباهُم عِشاءً يَبكونَ
Meal
Akşam, ağlaya ağlaya babalarına geldiler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 17
قالوا يـٰأَبانا إِنّا ذَهَبنا نَستَبِقُ وَتَرَكنا يوسُفَ عِندَ مَتـٰعِنا فَأَكَلَهُ الذِّئبُ ۖ وَما أَنتَ بِمُؤمِنٍ لَنا وَلَو كُنّا صـٰدِقينَ
Meal
"Ey babamız, biz yarış yapalım diye gittik; Yûsuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmazsın'' dediler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 18
وَجاءو عَلىٰ قَميصِهِ بِدَمٍ كَذِبٍ ۚ قالَ بَل سَوَّلَت لَكُم أَنفُسُكُم أَمرًا ۖ فَصَبرٌ جَميلٌ ۖ وَاللَّهُ المُستَعانُ عَلىٰ ما تَصِفونَ
Meal
Bir de üzerine, sahte bir kan bulaştırılmış gömleğini getirdiler. Ya'kûb dedi ki: “Hayır! Nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Anlattıklarınıza karşı yardımı istenilecek de ancak Allah’tır.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 19
وَجاءَت سَيّارَةٌ فَأَرسَلوا وارِدَهُم فَأَدلىٰ دَلوَهُ ۖ قالَ يـٰبُشرىٰ هـٰذا غُلـٰمٌ ۚ وَأَسَرّوهُ بِضـٰعَةً ۚ وَاللَّهُ عَليمٌ بِما يَعمَلونَ
Meal
Bir kervan gelmiş, sucularını suya göndermişlerdi. Sucu kovasını kuyuya salınca; “Müjde! Müjde! İşte bir oğlan!” dedi. Onu alıp bir ticaret malı olarak sakladılar. Oysa Allah, onların yaptıklarını biliyordu.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 20
وَشَرَوهُ بِثَمَنٍ بَخسٍ دَرٰهِمَ مَعدودَةٍ وَكانوا فيهِ مِنَ الزّٰهِدينَ
Meal
(Kafile Mısır'a vardığında) onu düşük bir fiyata, sayılı birkaç dirheme sattılar. Bunların ona rağbetleri yoktu.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 21
وَقالَ الَّذِى اشتَرىٰهُ مِن مِصرَ لِامرَأَتِهِ أَكرِمى مَثوىٰهُ عَسىٰ أَن يَنفَعَنا أَو نَتَّخِذَهُ وَلَدًا ۚ وَكَذٰلِكَ مَكَّنّا لِيوسُفَ فِى الأَرضِ وَلِنُعَلِّمَهُ مِن تَأويلِ الأَحاديثِ ۚ وَاللَّهُ غالِبٌ عَلىٰ أَمرِهِ وَلـٰكِنَّ أَكثَرَ النّاسِ لا يَعلَمونَ
Meal
Onu satın alan Mısırlı kişi, hanımına dedi ki: “Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz.” İşte böylece biz Yûsuf’u o yere (Mısır’a) yerleştirdik ve ona (rüyadaki) olayların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 22
وَلَمّا بَلَغَ أَشُدَّهُ ءاتَينـٰهُ حُكمًا وَعِلمًا ۚ وَكَذٰلِكَ نَجزِى المُحسِنينَ
Meal
Yûsuf, ergenlik çağına girince, ona hüküm ve ilim verdik, işte biz, iyileri böyle mükâfatlandırırız.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 23
وَرٰوَدَتهُ الَّتى هُوَ فى بَيتِها عَن نَفسِهِ وَغَلَّقَتِ الأَبوٰبَ وَقالَت هَيتَ لَكَ ۚ قالَ مَعاذَ اللَّهِ ۖ إِنَّهُ رَبّى أَحسَنَ مَثواىَ ۖ إِنَّهُ لا يُفلِحُ الظّـٰلِمونَ
Meal
Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek, “Haydi gelsene!” dedi. O ise, “Allah’a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler.” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 24
وَلَقَد هَمَّت بِهِ ۖ وَهَمَّ بِها لَولا أَن رَءا بُرهـٰنَ رَبِّهِ ۚ كَذٰلِكَ لِنَصرِفَ عَنهُ السّوءَ وَالفَحشاءَ ۚ إِنَّهُ مِن عِبادِنَا المُخلَصينَ
Meal
Andolsun, kadın onu arzulamıştı. Eğer Rabbinin burhanını görmemiş olsaydı, Yûsuf da ona istek duyacaktı. Biz, ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık. Çünkü o, ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 25
وَاستَبَقَا البابَ وَقَدَّت قَميصَهُ مِن دُبُرٍ وَأَلفَيا سَيِّدَها لَدَا البابِ ۚ قالَت ما جَزاءُ مَن أَرادَ بِأَهلِكَ سوءًا إِلّا أَن يُسجَنَ أَو عَذابٌ أَليمٌ
Meal
İkisi de kapıya koştular. Kadın, Yûsuf’un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında hanımın efendisine rastladılar. Kadın dedi ki: “Senin ailene kötülük yapmak isteyenin cezası, ancak zindana atılmak veya can yakıcı bir azaptır.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 26
قالَ هِىَ رٰوَدَتنى عَن نَفسى ۚ وَشَهِدَ شاهِدٌ مِن أَهلِها إِن كانَ قَميصُهُ قُدَّ مِن قُبُلٍ فَصَدَقَت وَهُوَ مِنَ الكـٰذِبينَ
Meal
Yûsuf: “O, benden arzusunu elde etmek istedi” dedi. Kadının ailesinden bir şahit de şöyle şahitlik etti: “Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, o (Yûsuf) yalancılardandır.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 27
وَإِن كانَ قَميصُهُ قُدَّ مِن دُبُرٍ فَكَذَبَت وَهُوَ مِنَ الصّـٰدِقينَ
Meal
“Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. O (Yûsuf) ise, doğru söyleyenlerdendir.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 28
فَلَمّا رَءا قَميصَهُ قُدَّ مِن دُبُرٍ قالَ إِنَّهُ مِن كَيدِكُنَّ ۖ إِنَّ كَيدَكُنَّ عَظيمٌ
Meal
Kadının kocası Yûsuf’un gömleğinin arkadan yırtıldığını görünce, dedi ki: “Şüphesiz bu, siz kadınların hilesidir. Doğrusu siz kadınların hilesi büyüktür” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 29
يوسُفُ أَعرِض عَن هـٰذا ۚ وَاستَغفِرى لِذَنبِكِ ۖ إِنَّكِ كُنتِ مِنَ الخاطِـٔينَ
Meal
“Ey Yûsuf! Sen bundan (bu hadiseyi söylemekten) kaçın. (Ey Kadın!) Sen de günahının bağışlanmasını dile. Çünkü sen günah işleyenlerdensin.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 30
وَقالَ نِسوَةٌ فِى المَدينَةِ امرَأَتُ العَزيزِ تُرٰوِدُ فَتىٰها عَن نَفسِهِ ۖ قَد شَغَفَها حُبًّا ۖ إِنّا لَنَرىٰها فى ضَلـٰلٍ مُبينٍ
Meal
Şehirde birtakım kadınlar, “Aziz’in karısı, (hizmetçisi olan) delikanlısından arzusunu elde etmek istemiş. Ona olan aşkı yüreğine işlemiş. Şüphesiz biz onu açık bir şaşkınlık içinde görüyoruz.” dediler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 31
فَلَمّا سَمِعَت بِمَكرِهِنَّ أَرسَلَت إِلَيهِنَّ وَأَعتَدَت لَهُنَّ مُتَّكَـًٔا وَءاتَت كُلَّ وٰحِدَةٍ مِنهُنَّ سِكّينًا وَقالَتِ اخرُج عَلَيهِنَّ ۖ فَلَمّا رَأَينَهُ أَكبَرنَهُ وَقَطَّعنَ أَيدِيَهُنَّ وَقُلنَ حـٰشَ لِلَّهِ ما هـٰذا بَشَرًا إِن هـٰذا إِلّا مَلَكٌ كَريمٌ
Meal
O kadınların gizlice aleyhinde konuştuklarını işitince kendilerine haber gönderdi. Onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her birine birer de bıçak verdi ve Yûsuf’a: “Çık karşılarına” dedi. Kadınlar Yûsuf’u görünce, onu pek büyüttüler ve şaşkınlıkla ellerini kestiler. “Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir.” dediler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 32
قالَت فَذٰلِكُنَّ الَّذى لُمتُنَّنى فيهِ ۖ وَلَقَد رٰوَدتُهُ عَن نَفسِهِ فَاستَعصَمَ ۖ وَلَئِن لَم يَفعَل ما ءامُرُهُ لَيُسجَنَنَّ وَلَيَكونًا مِنَ الصّـٰغِرينَ
Meal
Kadın dedi ki: “Kendisi dolayısı ile beni ayıpladığınız işte budur. Andolsun, ben onu arzuladım. Fakat o, iffetinden dolayı bundan kaçındı. Andolsun, eğer emrettiğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve zillete uğrayanlardan olacak.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 33
قالَ رَبِّ السِّجنُ أَحَبُّ إِلَىَّ مِمّا يَدعونَنى إِلَيهِ ۖ وَإِلّا تَصرِف عَنّى كَيدَهُنَّ أَصبُ إِلَيهِنَّ وَأَكُن مِنَ الجـٰهِلينَ
Meal
Yûsuf: “Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni dâvet ettiği şeyden daha sevimlidir. Onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan, onlara meyleder ve cahillerden olurum.” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 34
فَاستَجابَ لَهُ رَبُّهُ فَصَرَفَ عَنهُ كَيدَهُنَّ ۚ إِنَّهُ هُوَ السَّميعُ العَليمُ
Meal
Bunun üzerine Rabbi onun duasını kabul etti ve o kadınların hilesini uzaklaştırdı. Hiç şüphe yoktur ki Allah, her şeyi hakkıyla işitendir; hakkıyla bilendir.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 35
ثُمَّ بَدا لَهُم مِن بَعدِ ما رَأَوُا الـٔايـٰتِ لَيَسجُنُنَّهُ حَتّىٰ حينٍ
Meal
Sonra onlara (Yûsuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, onu belli bir vakte kadar zindana atma (görüşü) belirdi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 36
وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجنَ فَتَيانِ ۖ قالَ أَحَدُهُما إِنّى أَرىٰنى أَعصِرُ خَمرًا ۖ وَقالَ الـٔاخَرُ إِنّى أَرىٰنى أَحمِلُ فَوقَ رَأسى خُبزًا تَأكُلُ الطَّيرُ مِنهُ ۖ نَبِّئنا بِتَأويلِهِ ۖ إِنّا نَرىٰكَ مِنَ المُحسِنينَ
Meal
Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi. Biri: “Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm” dedi. Diğeri: “Ben de rüyamda başımın üzerinde, kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bize bunun yorumunu haber ver. Doğrusu biz seni, ihsan sahiplerinden görmekteyiz” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 37
قالَ لا يَأتيكُما طَعامٌ تُرزَقانِهِ إِلّا نَبَّأتُكُما بِتَأويلِهِ قَبلَ أَن يَأتِيَكُما ۚ ذٰلِكُما مِمّا عَلَّمَنى رَبّى ۚ إِنّى تَرَكتُ مِلَّةَ قَومٍ لا يُؤمِنونَ بِاللَّهِ وَهُم بِالـٔاخِرَةِ هُم كـٰفِرونَ
Meal
Yûsuf dedi ki: “Size, rızık olarak verilen yemek henüz ulaşmadan ben size onun ne olduğunu mutlaka haber veririm. Bu, bana Rabbimin öğrettiklerindendir. Ben, Allah’a iman etmeyen ve ahireti inkâr eden bir milletin dinini terk ettim.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 38
وَاتَّبَعتُ مِلَّةَ ءاباءى إِبرٰهيمَ وَإِسحـٰقَ وَيَعقوبَ ۚ ما كانَ لَنا أَن نُشرِكَ بِاللَّهِ مِن شَىءٍ ۚ ذٰلِكَ مِن فَضلِ اللَّهِ عَلَينا وَعَلَى النّاسِ وَلـٰكِنَّ أَكثَرَ النّاسِ لا يَشكُرونَ
Meal
“Atalarım İbrahim, İshak ve Ya'kûb’un dinine tâbi oldum. Allah'a her hangi bir ortak koşmak bize yaraşmaz. Bu, bize ve insanlara Allah’ın bir lütfudur, fakat insanların çoğu şükretmezler.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 39
يـٰصـٰحِبَىِ السِّجنِ ءَأَربابٌ مُتَفَرِّقونَ خَيرٌ أَمِ اللَّهُ الوٰحِدُ القَهّارُ
Meal
“Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı ilâhlar mı daha iyidir, yoksa mutlak hâkimiyet sahibi olan tek Allah mı?”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 40
ما تَعبُدونَ مِن دونِهِ إِلّا أَسماءً سَمَّيتُموها أَنتُم وَءاباؤُكُم ما أَنزَلَ اللَّهُ بِها مِن سُلطـٰنٍ ۚ إِنِ الحُكمُ إِلّا لِلَّهِ ۚ أَمَرَ أَلّا تَعبُدوا إِلّا إِيّاهُ ۚ ذٰلِكَ الدّينُ القَيِّمُ وَلـٰكِنَّ أَكثَرَ النّاسِ لا يَعلَمونَ
Meal
“Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 41
يـٰصـٰحِبَىِ السِّجنِ أَمّا أَحَدُكُما فَيَسقى رَبَّهُ خَمرًا ۖ وَأَمَّا الـٔاخَرُ فَيُصلَبُ فَتَأكُلُ الطَّيرُ مِن رَأسِهِ ۚ قُضِىَ الأَمرُ الَّذى فيهِ تَستَفتِيانِ
Meal
“Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyanızın yorumuna gelince,) biriniz efendisine şarap sunacak, diğeri ise asılacak ve kuşlar başından yiyecektir. Yorumunu sorduğunuz iş (artık) olup bitmiştir.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 42
وَقالَ لِلَّذى ظَنَّ أَنَّهُ ناجٍ مِنهُمَا اذكُرنى عِندَ رَبِّكَ فَأَنسىٰهُ الشَّيطـٰنُ ذِكرَ رَبِّهِ فَلَبِثَ فِى السِّجنِ بِضعَ سِنينَ
Meal
Yûsuf, bu ikisinden kurtulacağını düşündüğü kişiye: “Efendinin yanında beni an!”, dedi. Fakat şeytan, efendisinin yanında, ondan (Yûsuf'tan) söz etmeyi ona unutturdu da bu yüzden o, birkaç yıl daha zindanda kaldı.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 43
وَقالَ المَلِكُ إِنّى أَرىٰ سَبعَ بَقَرٰتٍ سِمانٍ يَأكُلُهُنَّ سَبعٌ عِجافٌ وَسَبعَ سُنبُلـٰتٍ خُضرٍ وَأُخَرَ يابِسـٰتٍ ۖ يـٰأَيُّهَا المَلَأُ أَفتونى فى رُءيـٰىَ إِن كُنتُم لِلرُّءيا تَعبُرونَ
Meal
Kral: “Ben rüyamda yedi semiz ineği, yedi zayıf ineğin yediğini; ayrıca yedi yeşil başak ve yedi de kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız, rüyamı bana yorumlayın.” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 44
قالوا أَضغـٰثُ أَحلـٰمٍ ۖ وَما نَحنُ بِتَأويلِ الأَحلـٰمِ بِعـٰلِمينَ
Meal
Dediler ki: “Bunlar karmakarışık rüyalardır. Biz böyle rüyaların yorumunu bilenlerden değiliz.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 45
وَقالَ الَّذى نَجا مِنهُما وَادَّكَرَ بَعدَ أُمَّةٍ أَنا۠ أُنَبِّئُكُم بِتَأويلِهِ فَأَرسِلونِ
Meal
Zindandaki iki kişiden kurtulmuş olan, uzun bir süre sonra (Yûsuf’u) hatırladı ve: “Ben size onun yorumunu haber veririm, hemen beni (Yûsuf'a) gönderin.” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 46
يوسُفُ أَيُّهَا الصِّدّيقُ أَفتِنا فى سَبعِ بَقَرٰتٍ سِمانٍ يَأكُلُهُنَّ سَبعٌ عِجافٌ وَسَبعِ سُنبُلـٰتٍ خُضرٍ وَأُخَرَ يابِسـٰتٍ لَعَلّى أَرجِعُ إِلَى النّاسِ لَعَلَّهُم يَعلَمونَ
Meal
(Zindana varınca), “Yûsuf! Ey doğru sözlü! Rüyada yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yemesi, bir de yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak hakkında bize yorum yap. Ümid ederim ki (vereceğin bilgi ile) insanlara dönerim de onlar da (senin değerini) bilirler” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 47
قالَ تَزرَعونَ سَبعَ سِنينَ دَأَبًا فَما حَصَدتُم فَذَروهُ فى سُنبُلِهِ إِلّا قَليلًا مِمّا تَأكُلونَ
Meal
Yûsuf dedi ki: “Yedi yıl her zamanki gibi ekin. Birazını yiyip biçtiğiniz ekini başağında bırakın."
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 48
ثُمَّ يَأتى مِن بَعدِ ذٰلِكَ سَبعٌ شِدادٌ يَأكُلنَ ما قَدَّمتُم لَهُنَّ إِلّا قَليلًا مِمّا تُحصِنونَ
Meal
Sonra bunun ardından, saklayacaklarınızdan az bir miktar (tohumluk) hariç, o yıllar için biriktirdiklerinizi yeyip bitirecek yedi kıtlık yılı gelecektir.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 49
ثُمَّ يَأتى مِن بَعدِ ذٰلِكَ عامٌ فيهِ يُغاثُ النّاسُ وَفيهِ يَعصِرونَ
Meal
“Sonra bunun ardından insanların yağmura kavuşacağı bir yıl gelecek. O zaman (bol rızka kavuşup şıra ve yağ gibi ürünleri) sıkacaklar.''
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 50
وَقالَ المَلِكُ ائتونى بِهِ ۖ فَلَمّا جاءَهُ الرَّسولُ قالَ ارجِع إِلىٰ رَبِّكَ فَسـَٔلهُ ما بالُ النِّسوَةِ الّـٰتى قَطَّعنَ أَيدِيَهُنَّ ۚ إِنَّ رَبّى بِكَيدِهِنَّ عَليمٌ
Meal
Kral: “Onu bana getirin” dedi. Elçi, Yûsuf’a gelince (Yûsuf) dedi ki: “Efendine dön de, ellerini kesen o kadınlara ne oldu, diye sor. Şüphesiz Rabbim onların hilesini hakkıyla bilendir.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 51
قالَ ما خَطبُكُنَّ إِذ رٰوَدتُنَّ يوسُفَ عَن نَفسِهِ ۚ قُلنَ حـٰشَ لِلَّهِ ما عَلِمنا عَلَيهِ مِن سوءٍ ۚ قالَتِ امرَأَتُ العَزيزِ الـٔـٰنَ حَصحَصَ الحَقُّ أَنا۠ رٰوَدتُهُ عَن نَفسِهِ وَإِنَّهُ لَمِنَ الصّـٰدِقينَ
Meal
Kral, kadınlara: “Yûsuf’u arzuladığınız zaman durumunuz neydi?” dedi. Kadınlar: “Hâşâ! Allah için, biz onun bir kötülüğünü bilmiyoruz” dediler. Aziz’in karısı ise: “Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ondan ben murad almak istedim. Şüphesiz Yûsuf doğru söyleyenlerdendir.” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 52
ذٰلِكَ لِيَعلَمَ أَنّى لَم أَخُنهُ بِالغَيبِ وَأَنَّ اللَّهَ لا يَهدى كَيدَ الخائِنينَ
Meal
(Yûsuf), “Benim böyle yapmam, Aziz’in yokluğunda, benim kendisine hainlik etmediğimi ve Allah’ın hainlerin tuzaklarını başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindi.” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 53
وَما أُبَرِّئُ نَفسى ۚ إِنَّ النَّفسَ لَأَمّارَةٌ بِالسّوءِ إِلّا ما رَحِمَ رَبّى ۚ إِنَّ رَبّى غَفورٌ رَحيمٌ
Meal
"Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir'' dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 54
وَقالَ المَلِكُ ائتونى بِهِ أَستَخلِصهُ لِنَفسى ۖ فَلَمّا كَلَّمَهُ قالَ إِنَّكَ اليَومَ لَدَينا مَكينٌ أَمينٌ
Meal
Hükümdar: "Onu bana getirin, kendime has (müsteşar) alayım." dedi. Onunla konuşunca: "Şüphesiz bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir bir kişisin."
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 55
قالَ اجعَلنى عَلىٰ خَزائِنِ الأَرضِ ۖ إِنّى حَفيظٌ عَليمٌ
Meal
Yûsuf: “Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu ve bilgili bir kişiyim” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 56
وَكَذٰلِكَ مَكَّنّا لِيوسُفَ فِى الأَرضِ يَتَبَوَّأُ مِنها حَيثُ يَشاءُ ۚ نُصيبُ بِرَحمَتِنا مَن نَشاءُ ۖ وَلا نُضيعُ أَجرَ المُحسِنينَ
Meal
Böylece Yûsuf’a, dilediği yerde konaklamak üzere ülkede imkân ve iktidar verdik. Biz rahmetimizi istediğimize veririz ve iyi davrananların mükâfatını zayi etmeyiz.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 57
وَلَأَجرُ الـٔاخِرَةِ خَيرٌ لِلَّذينَ ءامَنوا وَكانوا يَتَّقونَ
Meal
Elbetteki, ahiret mükâfatı, iman edenler ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 58
وَجاءَ إِخوَةُ يوسُفَ فَدَخَلوا عَلَيهِ فَعَرَفَهُم وَهُم لَهُ مُنكِرونَ
Meal
Yûsuf’un kardeşleri gelip onun huzuruna girdiler. O (Yûsuf) kendilerini tanıdığı halde onlar onu tanımadılar.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 59
وَلَمّا جَهَّزَهُم بِجَهازِهِم قالَ ائتونى بِأَخٍ لَكُم مِن أَبيكُم ۚ أَلا تَرَونَ أَنّى أوفِى الكَيلَ وَأَنا۠ خَيرُ المُنزِلينَ
Meal
Yûsuf, onların yüklerini hazırlatınca dedi ki: “Sizin, baba bir kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz? Ölçeği tam dolduruyorum ve ben misafir ağırlayanların en iyisiyim.”
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 60
فَإِن لَم تَأتونى بِهِ فَلا كَيلَ لَكُم عِندى وَلا تَقرَبونِ
Meal
Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size verilecek tek ölçek (zahire) bile yoktur ve bir daha da bana yaklaşmayın.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 61
قالوا سَنُرٰوِدُ عَنهُ أَباهُ وَإِنّا لَفـٰعِلونَ
Meal
“Onu babasından istemeye çalışacağız. Kuşkusuz bunu yapacağız.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 62
وَقالَ لِفِتيـٰنِهِ اجعَلوا بِضـٰعَتَهُم فى رِحالِهِم لَعَلَّهُم يَعرِفونَها إِذَا انقَلَبوا إِلىٰ أَهلِهِم لَعَلَّهُم يَرجِعونَ
Meal
Yûsuf, memurlarına dedi ki: “Onların ödedikleri ölçek bedellerini yüklerinin içine koyun. Umulur ki ailelerine varınca onu anlarlar da belki yine dönüp gelirler."
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 63
فَلَمّا رَجَعوا إِلىٰ أَبيهِم قالوا يـٰأَبانا مُنِعَ مِنَّا الكَيلُ فَأَرسِل مَعَنا أَخانا نَكتَل وَإِنّا لَهُ لَحـٰفِظونَ
Meal
Onlar, babalarına döndüklerinde: “Ey babamız! Bize artık erzak verilmeyecek. Kardeşimizi (Bünyamin’i) bizimle gönder ki erzak alalım. Onu biz elbette koruruz.” dediler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 64
قالَ هَل ءامَنُكُم عَلَيهِ إِلّا كَما أَمِنتُكُم عَلىٰ أَخيهِ مِن قَبلُ ۖ فَاللَّهُ خَيرٌ حـٰفِظًا ۖ وَهُوَ أَرحَمُ الرّٰحِمينَ
Meal
Ya'kûb onlara: “Onun hakkında size ancak, daha önce kardeşi hakkında güvendiğim kadar güvenebilirim! Allah en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin en merhametlisidir.” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 65
وَلَمّا فَتَحوا مَتـٰعَهُم وَجَدوا بِضـٰعَتَهُم رُدَّت إِلَيهِم ۖ قالوا يـٰأَبانا ما نَبغى ۖ هـٰذِهِ بِضـٰعَتُنا رُدَّت إِلَينا ۖ وَنَميرُ أَهلَنا وَنَحفَظُ أَخانا وَنَزدادُ كَيلَ بَعيرٍ ۖ ذٰلِكَ كَيلٌ يَسيرٌ
Meal
Yüklerini açıp zahire bedellerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. “Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte ödediğimiz bedeller de bize geri verilmiş. Onunla yine ailemize yiyecek getirir, kardeşimizi korur ve bir deve yükü zahire de fazladan alırız. Çünkü bu getirdiğimiz az bir miktardır.” dediler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 66
قالَ لَن أُرسِلَهُ مَعَكُم حَتّىٰ تُؤتونِ مَوثِقًا مِنَ اللَّهِ لَتَأتُنَّنى بِهِ إِلّا أَن يُحاطَ بِكُم ۖ فَلَمّا ءاتَوهُ مَوثِقَهُم قالَ اللَّهُ عَلىٰ ما نَقولُ وَكيلٌ
Meal
Babaları: “ Kuşatılıp çaresiz durumda kalmanız dışında, onu bana geri getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermedikçe, onu sizinle göndermeyeceğim” dedi. Ona güvencelerini verdiklerinde, “Allah söylediklerimize vekildir” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 67
وَقالَ يـٰبَنِىَّ لا تَدخُلوا مِن بابٍ وٰحِدٍ وَادخُلوا مِن أَبوٰبٍ مُتَفَرِّقَةٍ ۖ وَما أُغنى عَنكُم مِنَ اللَّهِ مِن شَىءٍ ۖ إِنِ الحُكمُ إِلّا لِلَّهِ ۖ عَلَيهِ تَوَكَّلتُ ۖ وَعَلَيهِ فَليَتَوَكَّلِ المُتَوَكِّلونَ
Meal
“Ey oğullarım, hepiniz (Mısır’a) bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Bununla beraber Allah’dan size gelecek hiçbir şeyi sizden geri çeviremem. Hüküm ancak Allah’ındır. Ben, yalnız O’na güvenip dayandım. Tevekkül edenler de yalnız O’na güvenip dayanmalıdır” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 68
وَلَمّا دَخَلوا مِن حَيثُ أَمَرَهُم أَبوهُم ما كانَ يُغنى عَنهُم مِنَ اللَّهِ مِن شَىءٍ إِلّا حاجَةً فى نَفسِ يَعقوبَ قَضىٰها ۚ وَإِنَّهُ لَذو عِلمٍ لِما عَلَّمنـٰهُ وَلـٰكِنَّ أَكثَرَ النّاسِ لا يَعلَمونَ
Meal
Babalarının emrettiği şekilde (ayrı kapılardan) girdiklerinde (bile) bu, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıracak değildi. Sadece Ya'kûp, içindeki bir dileği ortaya koymuş oldu. Şüphesiz o, biz kendisine öğrettiğimiz için bilgi sahibidir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 69
وَلَمّا دَخَلوا عَلىٰ يوسُفَ ءاوىٰ إِلَيهِ أَخاهُ ۖ قالَ إِنّى أَنا۠ أَخوكَ فَلا تَبتَئِس بِما كانوا يَعمَلونَ
Meal
Yûsuf’un huzuruna girdiklerinde; o, kardeşini yanına çekti bağrına bastı ve (gizlice) “Haberin olsun ben senin kardeşinim, artık onların yaptıklarına üzülme!" dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 70
فَلَمّا جَهَّزَهُم بِجَهازِهِم جَعَلَ السِّقايَةَ فى رَحلِ أَخيهِ ثُمَّ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ أَيَّتُهَا العيرُ إِنَّكُم لَسـٰرِقونَ
Meal
Yûsuf, onların yüklerini hazırlatırken su kabını kardeşinin yüküne koydurdu. Sonra bir münâdi: “Ey kafile (durun)! Siz gerçekten hırsızlık yaptınız.” diye bağırdı.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 71
قالوا وَأَقبَلوا عَلَيهِم ماذا تَفقِدونَ
Meal
Yûsuf ’un kardeşleri onlara dönerek: “Ne kaybettiniz?” dediler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 72
قالوا نَفقِدُ صُواعَ المَلِكِ وَلِمَن جاءَ بِهِ حِملُ بَعيرٍ وَأَنا۠ بِهِ زَعيمٌ
Meal
Onlar: “Hükümdarın (ölçü) kabını kaybettik. Onu getirene bir deve yükü ödül var. (Münadi): Ben buna kefilim” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 73
قالوا تَاللَّهِ لَقَد عَلِمتُم ما جِئنا لِنُفسِدَ فِى الأَرضِ وَما كُنّا سـٰرِقينَ
Meal
“Allah’a andolsun, siz de biliyorsunuz ki biz bu ülkede fesat çıkarmak için gelmedik, hırsız da değiliz.” dediler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 74
قالوا فَما جَزٰؤُهُ إِن كُنتُم كـٰذِبينَ
Meal
Onlar: “Eğer yalancı iseniz, hırsızlığın cezası nedir?” dediler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 75
قالوا جَزٰؤُهُ مَن وُجِدَ فى رَحلِهِ فَهُوَ جَزٰؤُهُ ۚ كَذٰلِكَ نَجزِى الظّـٰلِمينَ
Meal
Onlar da: “Cezası, su kabı kimin yükünde bulunursa, o kimsenin kendisi(nin alıkonması) onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız.” dediler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 76
فَبَدَأَ بِأَوعِيَتِهِم قَبلَ وِعاءِ أَخيهِ ثُمَّ استَخرَجَها مِن وِعاءِ أَخيهِ ۚ كَذٰلِكَ كِدنا لِيوسُفَ ۖ ما كانَ لِيَأخُذَ أَخاهُ فى دينِ المَلِكِ إِلّا أَن يَشاءَ اللَّهُ ۚ نَرفَعُ دَرَجـٰتٍ مَن نَشاءُ ۗ وَفَوقَ كُلِّ ذى عِلمٍ عَليمٌ
Meal
Yûsuf kardeşinin yükünden önce onlarınkini aramaya başladı; sonra kardeşinin yükünden su kabını çıkardı. İşte biz Yûsuf'a böyle bir plan kullanmasını vahyettik. Çünkü hükümdarın kanunlarına göre kardeşini alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın dilemesi başka. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her ilim sahibinden üstün bir bilen bulunur.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 77
قالوا إِن يَسرِق فَقَد سَرَقَ أَخٌ لَهُ مِن قَبلُ ۚ فَأَسَرَّها يوسُفُ فى نَفسِهِ وَلَم يُبدِها لَهُم ۚ قالَ أَنتُم شَرٌّ مَكانًا ۖ وَاللَّهُ أَعلَمُ بِما تَصِفونَ
Meal
Dediler ki: “Eğer o çalmış bulunuyorsa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı.” Yûsuf, bu (sözleri) içinde gizledi ve onlara belli etmedi. İçinden, “Siz kötü bir durumdasınız; anlattığınızı Allah çok daha iyi biliyor.” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 78
قالوا يـٰأَيُّهَا العَزيزُ إِنَّ لَهُ أَبًا شَيخًا كَبيرًا فَخُذ أَحَدَنا مَكانَهُ ۖ إِنّا نَرىٰكَ مِنَ المُحسِنينَ
Meal
Onlar, Yûsuf ’a: “Ey Aziz! Onun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine bizden birini alıkoy. Şüphesiz biz senin iyilik edenlerden olduğunu görüyoruz.” dediler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 79
قالَ مَعاذَ اللَّهِ أَن نَأخُذَ إِلّا مَن وَجَدنا مَتـٰعَنا عِندَهُ إِنّا إِذًا لَظـٰلِمونَ
Meal
Yûsuf : “Malımızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını tutmaktan Allah’a sığınırız. Şüphesiz biz o takdirde zulmetmiş oluruz.” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 80
فَلَمَّا استَيـَٔسوا مِنهُ خَلَصوا نَجِيًّا ۖ قالَ كَبيرُهُم أَلَم تَعلَموا أَنَّ أَباكُم قَد أَخَذَ عَلَيكُم مَوثِقًا مِنَ اللَّهِ وَمِن قَبلُ ما فَرَّطتُم فى يوسُفَ ۖ فَلَن أَبرَحَ الأَرضَ حَتّىٰ يَأذَنَ لى أَبى أَو يَحكُمَ اللَّهُ لى ۖ وَهُوَ خَيرُ الحـٰكِمينَ
Meal
Ondan ümitlerini kesince, kendi aralarında konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: “Babanızın Allah adına sizden söz aldığını, daha önce de Yûsuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verinceye veya Allah, hakkımda hükmedinceye kadar buradan asla ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 81
ارجِعوا إِلىٰ أَبيكُم فَقولوا يـٰأَبانا إِنَّ ابنَكَ سَرَقَ وَما شَهِدنا إِلّا بِما عَلِمنا وَما كُنّا لِلغَيبِ حـٰفِظينَ
Meal
“Siz babanıza dönün ve deyin ki: “Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti, biz ancak bildiğimize şahitlik ettik. (Sana söz verdiğimiz zaman) gaybı (oğlunun hırsızlık edeceğini) bilemezdik.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 82
وَسـَٔلِ القَريَةَ الَّتى كُنّا فيها وَالعيرَ الَّتى أَقبَلنا فيها ۖ وَإِنّا لَصـٰدِقونَ
Meal
Bulunduğumuz kasaba halkına ve aralarında olduğumuz kervana da sor. Biz gerçekten doğru söyleyenleriz.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 83
قالَ بَل سَوَّلَت لَكُم أَنفُسُكُم أَمرًا ۖ فَصَبرٌ جَميلٌ ۖ عَسَى اللَّهُ أَن يَأتِيَنى بِهِم جَميعًا ۚ إِنَّهُ هُوَ العَليمُ الحَكيمُ
Meal
Ya'kûp , “Nefisleriniz sizi bir iş yapmaya sürükledi. Artık bana düşen, güzel bir sabırdır. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Çünkü O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 84
وَتَوَلّىٰ عَنهُم وَقالَ يـٰأَسَفىٰ عَلىٰ يوسُفَ وَابيَضَّت عَيناهُ مِنَ الحُزنِ فَهُوَ كَظيمٌ
Meal
Onlardan yüz çevirdi ve, “Vah! Yûsuf’a vah!” dedi ve üzüntüden iki gözüne ak düştü. O artık acısını içinde saklıyordu.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 85
قالوا تَاللَّهِ تَفتَؤُا۟ تَذكُرُ يوسُفَ حَتّىٰ تَكونَ حَرَضًا أَو تَكونَ مِنَ الهـٰلِكينَ
Meal
Oğulları: “Allah’a yemin ederiz ki, sen hâlâ Yûsuf’u anıp duruyorsun. Sonunda üzüntüden eriyip gideceksin veya helâk olacaksın.” dediler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 86
قالَ إِنَّما أَشكوا بَثّى وَحُزنى إِلَى اللَّهِ وَأَعلَمُ مِنَ اللَّهِ ما لا تَعلَمونَ
Meal
Ya'kûb, “Ben tasa ve üzüntümü ancak Allah’a arz ederim. Ben, Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 87
يـٰبَنِىَّ اذهَبوا فَتَحَسَّسوا مِن يوسُفَ وَأَخيهِ وَلا تَا۟يـَٔسوا مِن رَوحِ اللَّهِ ۖ إِنَّهُ لا يَا۟يـَٔسُ مِن رَوحِ اللَّهِ إِلَّا القَومُ الكـٰفِرونَ
Meal
Oğullarım! Gidin, Yûsuf’u ve kardeşini arayın, araştırın; Allah’ın rahmetinden de ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 88
فَلَمّا دَخَلوا عَلَيهِ قالوا يـٰأَيُّهَا العَزيزُ مَسَّنا وَأَهلَنَا الضُّرُّ وَجِئنا بِبِضـٰعَةٍ مُزجىٰةٍ فَأَوفِ لَنَا الكَيلَ وَتَصَدَّق عَلَينا ۖ إِنَّ اللَّهَ يَجزِى المُتَصَدِّقينَ
Meal
Bunun üzerine (Mısır’a dönüp) Yûsuf’un yanına girdiklerinde: “Ey Aziz! Bize ve ailemize darlık ve sıkıntı dokundu. Değersiz bir sermaye ile geldik. Yiyeceğimizi tam ölç, ayrıca bize sadaka ver. Şüphesiz Allah, sadaka verenleri mükâfatlandırır” dediler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 89
قالَ هَل عَلِمتُم ما فَعَلتُم بِيوسُفَ وَأَخيهِ إِذ أَنتُم جـٰهِلونَ
Meal
Yûsuf dedi ki: Siz (henüz) cahil kimseler iken Yûsuf ve kardeşine neler yaptığınızı hatırlıyor musunuz?
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 90
قالوا أَءِنَّكَ لَأَنتَ يوسُفُ ۖ قالَ أَنا۠ يوسُفُ وَهـٰذا أَخى ۖ قَد مَنَّ اللَّهُ عَلَينا ۖ إِنَّهُ مَن يَتَّقِ وَيَصبِر فَإِنَّ اللَّهَ لا يُضيعُ أَجرَ المُحسِنينَ
Meal
Kardeşleri: “Yoksa sen, sen Yûsuf musun?” dediler. O da, “Ben Yûsuf’um, bu da kardeşim. Allah, bize lütufta bulundu. Çünkü, kim kötülükten sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez.” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 91
قالوا تَاللَّهِ لَقَد ءاثَرَكَ اللَّهُ عَلَينا وَإِن كُنّا لَخـٰطِـٔينَ
Meal
Dediler ki: Allah’a andolsun, gerçekten Allah seni bize üstün kıldı. Gerçekten biz suç işlemiştik.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 92
قالَ لا تَثريبَ عَلَيكُمُ اليَومَ ۖ يَغفِرُ اللَّهُ لَكُم ۖ وَهُوَ أَرحَمُ الرّٰحِمينَ
Meal
Yûsuf dedi ki: "Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir."
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 93
اذهَبوا بِقَميصى هـٰذا فَأَلقوهُ عَلىٰ وَجهِ أَبى يَأتِ بَصيرًا وَأتونى بِأَهلِكُم أَجمَعينَ
Meal
Bu gömleğimi götürün de babamın yüzüne sürün ki, gözleri açılsın ve bütün ailenizi bana getirin” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 94
وَلَمّا فَصَلَتِ العيرُ قالَ أَبوهُم إِنّى لَأَجِدُ ريحَ يوسُفَ ۖ لَولا أَن تُفَنِّدونِ
Meal
Kafile (Mısır’dan) ayrılınca babaları (etrafındakilere) dedi ki: "Bana bunak demeyecekseniz, inanın ki Yûsuf’un kokusunu alıyorum."
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 95
قالوا تَاللَّهِ إِنَّكَ لَفى ضَلـٰلِكَ القَديمِ
Meal
Onlar da: “Allah’a yemin ederiz ki sen hâlâ eski şaşkınlığındasın” dediler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 96
فَلَمّا أَن جاءَ البَشيرُ أَلقىٰهُ عَلىٰ وَجهِهِ فَارتَدَّ بَصيرًا ۖ قالَ أَلَم أَقُل لَكُم إِنّى أَعلَمُ مِنَ اللَّهِ ما لا تَعلَمونَ
Meal
Müjdeci gelip gömleği Ya'kûb’un yüzüne bırakınca gözleri açılıverdi. Ya'kûb, “Ben size, Allah tarafından, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim demedim mi?” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 97
قالوا يـٰأَبانَا استَغفِر لَنا ذُنوبَنا إِنّا كُنّا خـٰطِـٔينَ
Meal
Oğulları: “Ey babamız, günahlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten suçlu idik” dediler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 98
قالَ سَوفَ أَستَغفِرُ لَكُم رَبّى ۖ إِنَّهُ هُوَ الغَفورُ الرَّحيمُ
Meal
Ya'kûb: “Rabbimden sizin bağışlanmanızı dileyeceğim. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 99
فَلَمّا دَخَلوا عَلىٰ يوسُفَ ءاوىٰ إِلَيهِ أَبَوَيهِ وَقالَ ادخُلوا مِصرَ إِن شاءَ اللَّهُ ءامِنينَ
Meal
Yûsuf’un huzuruna girdiklerinde; Yûsuf ana babasını bağrına bastı ve “Allah’ın iradesi ile güven içinde Mısır’a girin” dedi.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 100
وَرَفَعَ أَبَوَيهِ عَلَى العَرشِ وَخَرّوا لَهُ سُجَّدًا ۖ وَقالَ يـٰأَبَتِ هـٰذا تَأويلُ رُءيـٰىَ مِن قَبلُ قَد جَعَلَها رَبّى حَقًّا ۖ وَقَد أَحسَنَ بى إِذ أَخرَجَنى مِنَ السِّجنِ وَجاءَ بِكُم مِنَ البَدوِ مِن بَعدِ أَن نَزَغَ الشَّيطـٰنُ بَينى وَبَينَ إِخوَتى ۚ إِنَّ رَبّى لَطيفٌ لِما يَشاءُ ۚ إِنَّهُ هُوَ العَليمُ الحَكيمُ
Meal
Babasını ve annesini tahtın üzerine çıkartıp oturttu. Hepsi onun için secde ettiler. Yûsuf dedi ki: “Babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra Rabbim beni zindandan çıkararak ve sizi çölden getirerek bana çok iyilikte bulundu. Şüphesiz Rabbim, dilediği şeyde nice incelikler sergileyendir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 101
رَبِّ قَد ءاتَيتَنى مِنَ المُلكِ وَعَلَّمتَنى مِن تَأويلِ الأَحاديثِ ۚ فاطِرَ السَّمـٰوٰتِ وَالأَرضِ أَنتَ وَلِيّۦ فِى الدُّنيا وَالـٔاخِرَةِ ۖ تَوَفَّنى مُسلِمًا وَأَلحِقنى بِالصّـٰلِحينَ
Meal
Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni iyilere kat.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 102
ذٰلِكَ مِن أَنباءِ الغَيبِ نوحيهِ إِلَيكَ ۖ وَما كُنتَ لَدَيهِم إِذ أَجمَعوا أَمرَهُم وَهُم يَمكُرونَ
Meal
(Ey Muhammed!) İşte bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar (Yûsuf’un kardeşleri) hile yaparak işlerini kararlaştırdıkları zaman sen yanlarında değildin.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 103
وَما أَكثَرُ النّاسِ وَلَو حَرَصتَ بِمُؤمِنينَ
Meal
Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu iman etmezler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 104
وَما تَسـَٔلُهُم عَلَيهِ مِن أَجرٍ ۚ إِن هُوَ إِلّا ذِكرٌ لِلعـٰلَمينَ
Meal
Hâlbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur’an) âlemler içinde ancak bir öğüttür.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 105
وَكَأَيِّن مِن ءايَةٍ فِى السَّمـٰوٰتِ وَالأَرضِ يَمُرّونَ عَلَيها وَهُم عَنها مُعرِضونَ
Meal
Göklerde ve yerde nice ayetler/deliller vardır ki yanlarına uğrarlar da onlardan yüzlerini çevirerek geçerler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 106
وَما يُؤمِنُ أَكثَرُهُم بِاللَّهِ إِلّا وَهُم مُشرِكونَ
Meal
Onların çoğu Allah’a ancak şirk koşarak iman ederler.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 107
أَفَأَمِنوا أَن تَأتِيَهُم غـٰشِيَةٌ مِن عَذابِ اللَّهِ أَو تَأتِيَهُمُ السّاعَةُ بَغتَةً وَهُم لا يَشعُرونَ
Meal
Yoksa Allah tarafından kendilerini kuşatacak bir azabın gelmeyeceğinden veya onlar farkında olmadan kıyametin ansızın gelip çatmayacağından emin mi oldular?
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 108
قُل هـٰذِهِ سَبيلى أَدعوا إِلَى اللَّهِ ۚ عَلىٰ بَصيرَةٍ أَنا۠ وَمَنِ اتَّبَعَنى ۖ وَسُبحـٰنَ اللَّهِ وَما أَنا۠ مِنَ المُشرِكينَ
Meal
De ki: Bu, benim yolumdur, ben ve bana uyanlar basiretle Allah’a davet ederiz. Allah’ı tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 109
وَما أَرسَلنا مِن قَبلِكَ إِلّا رِجالًا نوحى إِلَيهِم مِن أَهلِ القُرىٰ ۗ أَفَلَم يَسيروا فِى الأَرضِ فَيَنظُروا كَيفَ كانَ عـٰقِبَةُ الَّذينَ مِن قَبلِهِم ۗ وَلَدارُ الـٔاخِرَةِ خَيرٌ لِلَّذينَ اتَّقَوا ۗ أَفَلا تَعقِلونَ
Meal
Biz senden önce de, şehirler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 110
حَتّىٰ إِذَا استَيـَٔسَ الرُّسُلُ وَظَنّوا أَنَّهُم قَد كُذِبوا جاءَهُم نَصرُنا فَنُجِّىَ مَن نَشاءُ ۖ وَلا يُرَدُّ بَأسُنا عَنِ القَومِ المُجرِمينَ
Meal
Nihayet peygamberler (kendilerini yalanlayanların imanlarından) ümitlerini kesip de yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise suçlular topluluğundan geri çevrilemez.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.
Âyet 111
لَقَد كانَ فى قَصَصِهِم عِبرَةٌ لِأُولِى الأَلبـٰبِ ۗ ما كانَ حَديثًا يُفتَرىٰ وَلـٰكِن تَصديقَ الَّذى بَينَ يَدَيهِ وَتَفصيلَ كُلِّ شَىءٍ وَهُدًى وَرَحمَةً لِقَومٍ يُؤمِنونَ
Meal
Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur’an, uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve iman eden bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.
Tefsir
Bu dilde tefsir yakında eklenecek.

Meal kaynağı: QuranEnc.com - turkish_rwwad (2025-09-28 17:50:52 (v1.0.4-xml.1))

Kur'an metni: Tanzil Project (CC BY 3.0), değiştirilmeden. tanzil.net